$ USD
Alış
3,4975
Satış
3,5116
 
 
€ EURO
Alış
3,9072
Satış
3,9229
 
   
 
Derinin Geçmişi
 
 

Türk Tarihinde Deri

İnsanlık tarihinin başladığı noktadan beri hayatımızda olan deri, Türkiye’nin en köklü geçmişe sahip sektörlerinden biridir. Bugünkü Türk deri ürünleri sektörün temellerinin atıldığı Anadolu dericiliği, geniş bir coğrafya ile etkileşim içinde, farklı kültürlerin potasında gelişmiştir. Anadolu’da yaşayan çeşitli uygarlıklar yüzyıllar boyu deriyi, giyim, ev gereci, müzik aleti gibi pek çok ürüne maharetle çevirerek kullanmışlardır. Bunlarla ilgili ilk bulgular  Orta Anadolu’da, bugüne kadar bulunan en büyük ve en iyi korunmuş Neolitik yerleşim olan Çatalhöyük’te karşımıza çıkmıştır.  Eski çağlardan beri büyük bir deri üretim merkezi olarak tanınan Anadolu’nun görkemli uygarlıklarından Hititlerin en parlak dönemleri olan M.Ö 2000-1200 yılları arasında alüminyum ile tabaklama sanatını geliştirdikleri bilinmektedir.

Anadolu dericilik geleneği, 1071 yılında Orta Asya’dan gelip Anadolu’yu yurt belleyen Türklerin deri işleme maharetiyle gelişimini sürdürmüştür. Eski Türk boylarında hakana ödenen vergi anlamına gelen “teri” ve “tirik” kelimeleri bile dericiliğin, Anadolu öncesi Türk toplumlarının ekonomik sistemlerinde nasıl bir rol oynadığını ortaya koyar.  

1077 – 1307 yılları arasında Anadolu Selçuklu dönemi ise Türklerin ana yurtlarından taşıdıkları kültürle Anadolu’nun yerel kültür birikimlerinin ilginç bir sentezinin ortaya çıktığı dönemi temsil eder. Bu dönemde Doğu-Batı, Kuzey-Güney yollarının buluşma noktasındaki Sivas, Kayseri gibi eski kentler, transit kervan yollarının uğrağı olmanın bir özelliği olarak en çok saraciye ve kavafiye (ayakkabı) işlerine yönelen talebi karşılamıştır.

Türklerin dericilikteki ustalığı, Osmanlı İmparatorluğu zamanında hızla gelişmiş ve büyük ilerleme göstermiştir. Dericiliğe büyük önem veren Fatih Sultan Mehmet, fethettiği İstanbul’a 33 salhane, 360 tabakhane yaptırmış ve esnafın büyük bir kısmını buralarda çalışmaya yönlendirmiştir. Osmanlı döneminde en büyük deri üretim ve tüketim merkezi olarak İstanbul ön plana çıksa da, Anadolu’da deri eşya imal eden tarihi merkezler de büyümelerini sürdürmüştür.           

16. ve 17. yüzyıllarda o zamana kadarki en parlak devrini yaşayan Türk dericiliği, uzmanlığı ve üstün ürünleri ile yurt dışında da aranır hale gelmiştir. Türklere özgü bir deri yapım yöntemi olan “sahtiyan”, bu dönemde dünyaca kabul görmüş ve İngilizce literatüre “Turkish Leather” olarak girmiştir. 

Cumhuriyetin ilk yıllarında Anadolu’da neredeyse her kasabada deri işlemeciliğinin var olduğu anlaşılmaktadır. Bugün hala herhangi bir kasabamızda "tabakhane sokağı, tabakhaneler deresi, debbağlar çarşısı, tabaklar hamamı" gibi isimlere rastlamak mümkündür.

Dericilik, Türklerin sadece ekonomisinde değil geleneklerinin içinde de büyük yere sahiptir. Kişi, dokuz kat keçeye bürünse yine yağmurun ıslatmasından kurtulamaz. Bir deri giysi ise kişiyi soğuktan korur anlamına gelen "Dokuz keçe, su geçe; bir deri, soğuk geri" ve her şey, durumuna uygun yöntemlerle korunur anlamına gelen "Avradı eri saklar, peyniri deri" deyimleri bunun en büyük örneğidir.

Bu binlerce yıllık Türk geleneğinin ülkenin hızla büyüyen üretim gücüyle birleşmesi Türkiye’yi deri üretiminde en iddialı ülkelerden birisi haline getirmiştir. Türk deri sektörü, bugün Tuzla, Menemen ve Çorlu bölgelerinde arıtma tesisine sahip üç deri organize sanayi bölgesi, Bursa, Uşak, Gerede, Gaziantep'teki deri üretim tesisleri, konfeksiyon atölyeleri ve fabrikalarıyla çağların ötesinden gelen dev bir üretim kolu halini almıştır.